Header Ads

Yakın tarih hiç de sandığınız gibi değil. İsrail'i Türkiye üzerinden kurdular. | Mehmet Fahri Sertkaya

akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, sabetaycılar, gizli yahudiler, israil, masonlar, Adnan Menderes, siyonistler, demokrat parti, Haçlı Seferleri, bilinmeyen gerçekler, akp'nin gerçek yüzü,


Sembolik devlet İsrail’i, İçimizdekiİsrail, Türkiye üzerinden kurdu.



Yakın tarih, hiç de siz anlatıldığı gibi değil...

1946: Sembolik, hukuksuz ve işgalci bir İsrail devletinin ilan edilmesine ramak kala, bol bol Yahudi nüfusu gereken Filistin'e kanun dışı yollardan girmeye çalışan Yahudilerin önemli rotalarından biri de, yönetimi çoktan Sabetaycı gizli Yahudilerin ve Masonların eline geçmiş olan Türkiye ve Türkiye'nin de özellikle kara suları oldu.


İktidarda, Sabetayistlerin rejimle hatta devlet ile özdeşleştirmek istedikleri Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) vardı ama 1950'de iktidara gelen Demokrat Parti (DP)'nin ve Sabetaycı gizli Yahudi Adnan Menderes'in de politikası bundan farklı değildi. CHP, İsrail'in kurulması, ilan edilmesi için her taktik manevrayı yaptı. DP ise İsrail'in varlığının devamı için, ülkemizin siyasetinin ve bölge siyasetinin İsrail'in varlıkta kalmasına uygun şekilde düzenlenmesi için gereken her şeyi yaptı. Zaten CHP de DP de aynı alfabenin harfleriydi. Şu anda da CHP, AKP, MHP, hepsi aynı gizli Yahudi ve gizli Ermeni teşkilatların ve Masonların projeleri... Danışıklı dövüşüp Siyonizmin dünya menfaatleri için gereken ne ise onun gerçekleşmesini sağlıyorlar.

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)'nin yayılmacı politikası olmasaydı, Sovyetler Birliği İsrail denilen işgal devletine karşı olmasaydı, Türkiye'de hiçbir zaman DP dönemi olmayacak, idaremizi hile ve ihanetle ele geçirip devlet terörü ile halkı yıldıran hainler, hiçbir zaman DP'yi kurmayacak, buna ihtiyaç duymayacaklardı. Ülkemizde o dönem Komünizm/Sosyalizm büyük bir hızla yayılıyordu, CHP eli ile dinsiz bırakılmış toplum kolayca Komünizme kayıyordu ve Türkiye de devlet olarak Sovyet bloguna yaklaşıyordu. Bu nedenle, panik hali ile İsmet İnönü'ye ilk İmam ve Hatip mekteplerini, hatta mektep de değil, kurslarını açtırdılar. Bir an evvel Türkiye'de dini serbestlik olmasını, Komünizm akımının boğulmasını planladılar. Bunlar, yılların dinsiz, din/İslam karşıtı kadrosu tarafından yapılınca çok tuhaf oluyordu ve daha samimi bulunacak, daha inanılacak ve daha hızlı tesir gösterecek surette dini serbestlik vermek için kendi aralarından kişilerle DP projesini gerçekleştirdiler. Sözde DP, CHP'yi ve İnönü'yü yendi, ona rağmen ve orduya rağmen ve Mason teşkilatına rağmen ve dünyada güç elde etmiş Siyonist teşkilatlara rağmen ve devletin her yerine sızmış on binlerce Sabetaycı gizli Yahudi'ye ve gizli Ermeni'ye rağmen, herkesin bileğini büküp, bunların hepsini bir anda çaresiz bırakıp İslami serbestlik verdi.

Oysa öyle bir manzara vardı ki, Adnan Menderes'in sağ kolu olup her kararını belirleyen kişilerden, daha doğru ifade ile, şimdi Tayyip'in hep yanında olan 'Gölge CIA' İbrahim Kalın misali Adnan Menderes'in hep yakınında bulunup ona emirler yağdıran kişilerden biri olan Ahmet Salih Korur bile Türkiye Masonlarının Maşrık-ı Azam'ıydı. Mason oluşu da bir yana, Masonların Maşrık-ı Azam'ıydı. DP projesine ihtiyaç kalmayınca kendi elleri ile askere darbe yaptırdılar ve Ahmet Salih Korur da Yassıada'da yargılandı. Elini kolunu sallayarak çıktı, Maşrık-ı Azam'lık vazifesine devam etti. O sıra en önemli vazifesi, Siyonistlerin, Masonların, Sabetaycıların ve Katolik Hristiyan aleminin ortak projesi olan Demokrat Parti'yi ve Menderes projesini, kendi has adamlarına ciddi bir zarar, ziyan gelmeden bitirmekti. Menderes çoktan şımarmış, itaati ciddi oranda terk etmiş, yolsuzluğa batmış, kendini bir şey sanmış, zevk-ü sefaya hatta cinsi sapıklığa varmıştı. Artık onlara da lazım değildi hatta onlar için de işe yaramaz biriydi ve bir engeldi. Korur'a bazı önemli Mason biraderleri;

➥ ''Efendim, tutuklusunuz, istenmeyen bir netice de olabilir. Şu mesele neticeye varana kadar Maşrık-ı Azam'lığı başka bir Mason biraderimize bıraksanız?" dediler, ''Hiçbir sorun çıkmayacak. Endişeye mahal yok. Her şey bizim istediğimiz gibi olacak" karşılığını verdi. Söylediği gibi de oldu...

Adnan Menderes de CHP zihniyetinden, Sabetaycı ve Mason biriydi. Çevresi de böyleydi. Menderes hiç de rahatsız değildi bu vaziyetten, kullanılmaktan. Onun beklemediği ise, kullanılıp atılmaktı.

Herkes rolünü oynadı, Komünist akım ciddi oranda kırıldı, Türkiye'nin yönetiminin Siyonist+Mason+Sabetaycı+Haçlı güruhunun elinden çıkması tehlikesi bile vardı ve buna da izin verilmedi, İsrail'in varlıkta kalması sağlandı, Türkiye'de ve bölgede Sovyet nüfuzu ciddi oranda kırıldı ve sonra daha fazla riske girilmedi. Müslümanların serbestleşmesi de onlar için ciddi bir riskti ve İslami serbestlikler yine ciddi oranda kaldırıldı ve Komünizmin karşısına İslam yerine Türkçülük akımı ile çıkılması karara bağlandı. Pentagon'da, CIA'dan hususi eğitim alan ve üç mantıklı cümleyi art arda kuramayacak kadar çapsız bir kripto Yahudi olan Alparslan Türkeş de bu planın gereği olarak sahneye sürüldü. Artık memleket davası güdeceklere, Komünizme set olacaklara yeni bir yol çizildi ve söylem "Yaşayın İslam" değil 'Yaşasın Türklük" olacaktı. Irk, milliyetçilik, dinin de önüne konacaktı. Öylesine sinsince oyunlar oynandı ki, o gün, bu gün, bu ülkede kripto Yahudi ve Ermeniler, Türklerden daha Türk görünürler. Bu yüzden MHP'nin başında bile hala gizli Ermeni Devlet Bahçeli var.

Son olarak Akademi Dergisi'nin çok büyük mücadelesi ve kritik müdahaleleri ile, bu Türkeş'in oğlu Tuğrul Türkeş de ciddi oranda deşifre oldu, aynı güruhun projesi olan AKPKK'de şok edici şekilde yeni kabineye alınmadı. Üstüne haftalar geçti, hala hiç kimse, Türkeş'in neden kabineye alınmadığının mantıklı izahını yapamadı. Hükumetin ve Boşbakanlığın Akademi Dergisi'ni susturmak için nasıl suçları mükerrer olarak işlediğini ve çırpındığını bilmeyenler, Akademi Dergisi'nin bu süreçte neleri gün yüzüne çıkarttığını ve bunları nasıl deşifre ettiğini bilmeyenler, yaşananı hala yorumlayamadılar. Hatta Tuğrul Türkeş de hala kabine dışında kalışına mantıklı bir izah yapamadı. Aynı anda, deşifre ettiğimiz ve "Bir Sabetaycı gizli Yahudi'nin Diyanet'ten sorumlu devlet bakanlığında ne işi var? Burası Türkiye mi, başka bir devlet mi?'' şeklinde sorarak baskı altına aldığımız Sabetaycı Numan Kurtulmuş da, Diyanet'ten sorumlu devlet bakanlığı ve Hükumet sözcülüğü görevinden, Kültür bakanlığı gibi en pasif bir yere çekildi. Hem o, orada da duramayacak, hem de o deşifre ettiğimiz Süleyman Soylu ile Mevlüt Çavuşoğlu da orada duramayacak. Türkiye, çok yakında, bunların hepsinin yargılandığını da görecek. Yaklaşık iki asır sonra İçimizdekiİsrail tam anlamı ile çökertilecek. Bizim devletimizin gücü ile bizi sansürlemek isteyenler de bunu başaramayacak.

  Görsel:  Ahmet Salih Korur, 1955-1960 arası, Türkiye'deki Masonların üstadı Azamı idi. Türkiye'de Masonluk ezici güçle Sabetaycıların Kapani kolunun kontrolündedir.


 Görsel:  Ahmet Salih Korur da, Sabetaycı gizli Yahudiydi. Kripto Yahudi KOÇ ailesi ile ve İçimizdekiİsrail'i oluşturan çok sayıda gizli Yahudi aile ile uzaktan yakından akrabalıkları vardır
Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi
Blogger tarafından desteklenmektedir.