Header Ads

Yahudi dönmesi basın/medya, iyice çirkinleşti: İslam'ı tahrip etmek için küçük ve cansız bir bedeni bile alet ediyorlar. | Mehmet Fahri Sertkaya

akademi dergisi, Mehmet Fahri Sertkaya, sabetayistler, turgay ciner, içimizdeki israil, yahudiler, ehl-i kitap, sözcü, uğur dündar, emin çölaşan, basın, medya,
 
YAHUDİ DÖNMELERİ, İYİCE ÇİRKİNLEŞTİ

Şu habere bir bakın. Yahudi dönmesi (Sabetaycı) Turgay Ciner'in paçavrası olan ve adından başka hiçbir şeyi Türk ve İslami olmayan, taktik surette Türklere ve Müslümanlara pusular kuran HaberTürk'te, Sabetaycı Hayati Arıgan tarafından yapılmış bu haber... Sahibi Sabetaycı gizli Yahudi olan ve yazarları/çalışanları arasında başta Uğur Dündar ve Emin Çölaşan olmak üzere yüksek oranda Yahudi dönmeleri bulunan Sözcü paçavrası da aynı "taktik" gayret ile aktarmış bu haberi...

Gayr-i müslim bir erkek ile sözde Müslüman bir kadın evlenmişlermiş, çocuğun adı Lara konulmuş, vefat edince de cenaze namazı kılınmış ve sözde Müslüman annenin talebi ile Zincirlikuyu mezarlığına defin edilmek istenmiş, izin verilmemiş. Sen misin izin vermeyen ayarında bir medya lincine de teşebbüs edilmiş. Hala Türkiye'yi eski Türkiye zan ediyor bu dönmeler. Mezarlıklar müdürlüğü baskı altına alınmış. Bu ülkenin asli unsuru olan ve Kamalizm görünümlü Sabetayist rejimin bir asırdır beynini yıkadığı ve dejenerasyona tabi tuttuğu Müslümanlara "Siz kimsiniz, biz istedik mi biter, dininizin hükümlerini bile biz belirleriz" resti çekilmiş.
Bu ülkede Müslümanların dini kriterlerine müdahale etmek, yozlaştırmak, bozmak, devlet dahil hiç kimsenin haddi değildir. İslam dininde tartışmasız bir dini hükümdür ki, bir gayr-i müslim erkek ile evlenen kadının küfrüne fetva verilir. Hatta henüz evlenmeyip, evlenmeyi meşru gören kadının da küfrüne fetva verilir. Onu artık hiçbir Müslüman şahıs, müslümanlardan saymaz. Bu ihtilaflı da bir mesele değildir. Bu meselenin/fetvanın mesnedi/dayanağı Kur'an ayetidir. İlmihal bilgisi seviyesinde bir İslami/ilmi meseledir ve samimiyetle, dürüstlükle kaynaklara başvuran herkes bu meselede bütün Müslüman alimlerin ittifakla aynı fetvayı verdiğini görebilir.

Bu Yahudi dönmelerinin bir de hoca/alim diye başvurduğu kişi hiç şaşırtıcı değildir. Ellerinde "kendilerine hizmet eden" yüzlerce ilahiyatçı var. Bunların bir kısmı da Türk ve Müslüman görünen Yahudi dönmesi ya da gizli Ermeni ilahiyatçılar. Manzara bu kadar kötü, çünkü bu ülkede Diyanet teşkilatını da, imam hatipleri de, ilahiyat fakültelerini de Yahudi dönmesi, Mason ve Siyonizmin hizmetkarı oldukları halde Türk ve Müslüman görünen şahıslar kurdular, tepe tepe kullandılar, kullanıyorlar. Kendilerine uyan ayarda sözde hocalar yetiştirdiler. İlahiyatçı Abdülaziz Bayındır'a bu meselede başvurmak ve ondan cevaz alıp meseleyi kapatmaya çalışmak, okuyucunun zekasına küfür etmektir. Bu yaptıkları gayr-i ahlaki, gayr-i insani bir tavırdır. Suçtur bu, yargılama gerektirir. Gerçek bir paralel devletin, bu ülkenin vatandaşlarına, organize şekilde saldırması, kasten maddi ve manevi zararlara sürüklemesidir. Organize bir suç, terör ve ihanet teşekkülü görülerek ağır ceza mahkemelerinde bütün kadrosunun yargılanmasını gerektirir.

Şu meselede imam hatalıdır. O namazı kılamaz. Kılmamalıydı. Ama daha düne kadar başında sorumlu devlet bakanı olarak Sabetaycı gizli Yahudi Numan Kurtulmuş'un olduğu Diyanet, işini düzgün yapan imamları meslekten ihraç ediyor. Bütün Türkiye gördü ki "Demokrasi şehidi diye bir şey dinimizde yoktur" diyen imamı bile meslekten ihraç ettiler kısa süre önce. Hayatı boyunca İslam karşıtı olarak yaşamış, "Ben ateistim, komünistim" diyerek övünüp durmuş bir şahsın, musallaya konan cesedi için cenaze namazı kılmayan ve İslam dininin en temel ve tartışmasız hükümlerine riayet eden ve;
 
➥ "Bu şahıs benim köylüm. Yakından tanıyorum. Hayatı boyunca İslam'a saldırdı. Dinimize göre bunun namazı kılınamaz!
 
diyen imamı bile cezalandıran bir Diyanet var. Bu kadar laçkalığa, bu kadar sistemli tahribata ve yozlaştırmaya, bu ülkedeki Müslümanlar tepkisiz de, seyirci de kalmak zorunda değildir.

Mezarlıklar müdürlüğünün tavrı doğrudur. İslam'a, ilme, hukuka uygun, Müslümana da yakışan tavırdır. Çirkin ve hukuksuz olan tavır, Müslüman numarası oynanmasıdır ve bu maskeli duruşla, kızının cenazesi üzerinden bile İslam dinine, Müslümanlara saldıran, yozlaştırmak isteyen, baskı altına almak isteyen, Müslümanların ittifakla inandıkları dini hükümleri değiştirmek isteyen bir sözde Müslüman annenin bulunmasıdır. Bunu hemen fırsata çevirmek isteyen sözde Türk ve Müslüman bir basın/medya örgütlenmesinin bulunmasıdır. Çirkin ve hukuksuz olan, bunların art niyetli ve organize surette sergiledikleri eylem ve söylemleridir. Bu millet, üç beş Yahudi dönmesi ya da üç beş gizli Ermeni ve bunların çevresinden olan şahıslar öyle uygun görüyor diye, dininin en tartışmasız meselelerini bile bozmak zorunda değil. 
 
Bu hususlarda Müslümanları ve yetkili kurumları baskı altına almak da suçtur. Bu kimseler/kurumlar, kendilerini baskı altına alan üstleri varsa onları idare mahkemesinde dava etmelidir. Yine bu kimseler hiç vakit kaybetmeden Sözcü, HaberTürk, Oda TV gibi din/diyanet düşmanlığı uğruna hemen her gün haber mühendisliği ve medya linci yapan paçavraları da dava etmelidir. Şu Diyanet, hemen her gün adice haber mühendislikleri ile dinimize ve Diyanet'e ve Diyanet'in verdiği fetvalara basın/medya gücü ile taarruz eden kriptoları dava etmeye başlamalıdır. Milletin vergileri ile ayakta duran Diyanet, millete hizmet etmeye memurdur. Bu milletin dinine pusu kuranlara, verilen fetvaları bile kasten ve organize şekilde basında medyada çarpıtıp bu milletin dinine saldıranlardan bile davacı olmayan Diyanet'in bu tavrı skandal ötesi bir tavırdır.

Bu, dindir, oynayan, pusu kuran, kendini yakar. Herkes haddini bilecek.

  Not: Gayr-i müslim bir anne ve babanın çocuğunun cesedine de "Bu çocuktur" denilerek, müslüman muamelesi yapılmaz. Henüz akil ve baliğ olmayan ve annesi de babası da müslüman olmayan çocukların ahiretteki durumlarının nasıl olacağı ise dinimizdeki ihtilaflı (görüş ayrılığı) olan meselelerdendir. Ya doğrudan cennetlik olacaklar ya da toprak olacaklar ama kesinlikle cehenneme gitmeyecekler. Bu gibi çocukların cesetlerine bu dünyada müslüman muamelesi yapılmaması, müslüman kabristanına gömülmemesi, onların ahiretteki halini değiştirmez.

Ayrıca, bir müslüman erkek, gayr-i müslimlerden ehl-i kitap olan yani daha önceki hak ilahi kitaplara/şeriatlara tabi olan kadınla evlenebilir. Bunda kerahet vardır, mahzurlu görülmüştür ama yine de caizdir. Bu ehl-i kitap tanımı da günümüzde maalesef kasten yozlaştırıldı. Bu tabir günümüz Hristiyanlarını ve Yahudilerini kapsamıyor. Çünkü günümüz Hristiyan ve Yahudilerinin nerede ise tamamı ehl-i kitap görünüyorlar ama ehl-i şirkler. Allah'a şirk/ortak koşan kişi "Ben İncil'e inanıyorum" dese de ehl-i kitaptan sayılmaz. Teslis inancına kapılan, birden fazla ilah olduğuna inanan biri ehl-i kitaptan sayılmaz. Gerçek ehl-i kitap bir kadın bulunabilir de, bu kadın ile gerçekten müslüman bir erkek evlenirse, bunların çocukları olursa, akil ve baliğ olduğu vakit kendi iradesi ile dinini seçer ve müslümanlar onun tercihine göre o çocuğa dair olan hukukunu da belirler.

Mehmet Fahri Sertkaya | Akademi Dergisi
Blogger tarafından desteklenmektedir.